BENİM ATATÜRK’ÜM

Bugün 10 Kasım…

Bu tarih bir takvim yaprağında Kasım ayının sıradan bir sayfası değil. Kimileri için bir matem günü, azınlıktaki bazı zavallı ruhlar için hırsla, kinle dolu bir gün…

Benim için ise bugün bir anma, anlama ve anlamlandırma günü…

Bugün hem benim de gururla mensubu olduğum ulusun, hem de kişisel olarak benim fikir ve anlam hayatıma damgasını vurmuş, ona yön vermiş, idealleriyle, yaptıklarıyla onu şekillendirmiş olan büyük bir insanın ölüm yıl dönümü…

Bu satırlarda, benim kalp gözümden Atatürk’ü, benim Atatürk’ümü anlatmaya çalışacağım; İnsanların isimlerinin anlamını, ağırlığını taşıdığına inanılır. Ben de belki karakterinin ve fikirlerinin bir zerresi gönlüne, zihnine düşer umuduyla kendi oğluma “Kemal” adını verdiğim, o büyük insanı elimden geldiğince anlamaya, hissetmeye çalışıyorum bugün.

“Mustafa Kemal ATATÜRK”… Bu isim benim ruhumda sadece tarihin önemli bir şahsiyetini değil bir çağın vicdanını, bitik, çaresiz, kimliksiz, ümitsiz insanların yeniden doğuşunu sembolize ediyor…

Benim Atatürk’üm, yalnızca bir asker, bir lider, bir devlet adamı sıfatlarıyla anılamayacak kadar büyük yer kaplıyor benim manevi dünyamda… Çünkü O’nu bunların herhangi biriyle sınırlı olarak algıladığım zaman onu anlamayanlar, anlamak istemeyenler tarafından karşısına başka bir asker, başka bir lider, başka bir devlet adamı koyulduğuna çok kez şahit olmuştum ve bu beni çok öfkelendirmişti… Öyleyse benim ruhumda Atatürk’ü bu kadar kıyas götürmeyecek değere taşıyan özellikleri ve erdemleri nelerdir diye düşünüyorum;

İlk olarak benim Atatürk’üm insan aklının potansiyeline inanan bir medeniyet mimardır.. Savaş meydanlarında kazandığı büyük zaferlerin kat be kat büyüğünü ulusunun ve hatta düşmanlarının bile zihinlerinde ve kalplerinde kazanabilmiş olan daimi bir idolden bahsediyoruz…

Şüphesiz ki en başta Türk ulusuna ve dünyada onu tanıyanlara sorduğunuzda en büyük eserinin kazandığı savaşlar ve en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti olduğunu söyleyeceklerdir. Ancak Atatürk’ü tanıyorum diyenlerin çok azı bu eseri bir ülkenin yönetim şeklinin değiştirilmesi, modernize edilmiş olmasından öte ortaçağ karanlığına saplanıp kalmış bir coğrafyayı yirminci yüzyılın aydınlığına taşıyan bir toplum projesi yönüyle ele alır…

Atatürk, Türk toplumunu modernleştirirken onu taklit ettirmedi. O’nu özgün bir bilinçle dönüştürdü; Köy enstitüleri yalnızca bir eğitim modeli değil, düşünen, üreten, sorgulayan insanın tohumuydu… Klasik müzik konserleriyle, resmim sergileriyle, opera ve tiyatro ile bir toplumun estetik duygusunu yeniden inşa etti…

Çünkü benim Atatürk’üm bir ulusun ilerlemesinin sadece sanayi ile değil, evrensel sanatla, kültürle yani zarafetle mümkün olabileceğini belki de çağdaşlarından çok daha önce ve belirgin bir biçimde farketmişti…

Savaştan yeni çıkmış, yıpranmış, fakir bir ulusun kısıtlı kaynaklarına rağmen öğrencileri dünyayı tanımaları için devlet bursuyla yurtdışına gönderirken onlara sarfettiği şu sözler her seferinde motivasyonu, idealizmi ve vizyonunu bir cümleyle bu kadar başarılı ifade edebilmesi açısından benim tüylerimi diken diken eder;

“Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”

Benim Atatürk’üm yalnızca bir ülke kurmadı; özgüvenli, çağdaşlarından aşağı kalmayan ve de en önemlisi düşünen bir insan tipi yarattı.

Kurduğu cumhuriyet ile yalnızca bir hükümet sistemi değil, kolektif prensiplere dayalı bir bilinç sistemi inşa etti.

Çok kez düşünmüşümdür, yaptığı onca şeyden en önemli olanı nedir diye… Şüphesiz hepsi birbirinden önemli ama bir numaraya birini koysaydım hangi eserini koyardım diye…

Bence Atatürk’ün en önemli eseri Modern Türk Kadını’dır… Modern Türk kadını bu inşa ettiği kollektif bilinç sisteminin benim gözümdeki en parlak simgesidir.

Kadınlarla ikili ilişkilerinde yüzü hiç gülmemiş bir adamdan bahsediyoruz.

Henüz daha genç bir Osmanlı subayı iken Sofya’da askeri ateşe olarak görev yaptığı sırada ünlü bir Bulgar generalin kızı Dimitrina tanışmış, artık kendini kaptırmasından mıdır, çektiği aşk acısından mıdır bilinmez sonunda günlüğüne kendine kızgınlıkla şu notu düşmüştür;

“Bir kadının zihnime bu kadar sahip olmasını, ideallerimin önüne geçmesini kabul edemem…”

Zaferden sonra yaratmak istediği modern kadın modeline uygun bir potansiyele sahip olduğunu düşündüğü eşi Latife Hanım ile evliliği hayal kırıklığı ile sonuçlanıp boşandıktan sonra onun için “Latife benim kafamda bir çiviydi. Onu söküp attım. Ama yeri hep boş kaldı.” Diyebilecek kadar sevgiye özlem duyan ama aşk hayatında şansızlıklar yaşamış bir erkek…

İşte bu erkeğin kendi olumsuz deneyimlerini bir kadın düşmanlığına çevirmeden, Kadın’ı inşa ettiği ulusun en parlak simgesi haline getirmeyi kendine ülkü edinmesi ona olan hayranlığımı, vizyonuna olan inancımı her daim katlamıştır.

Onun sayesinde kadın, toplumun süsü olmaktan çıkarak modern Türk toplumunun ana omurgası halini aldı. Kalem tutan, karar veren, üreten, yöneten kadınlar bu toprakların geleceğini yeniden yazdılar. Çünkü Atatürk tüm olumsuz kişisel deneyimlerine rağmen kadının aydınlanmadan dışlanmış olduğu bir toplumun asla çağdaşlaşamayacağını herkesten önce anlamıştı.

Benim Atatürk’üm kütüphanesinde binlerce kitap olan, 4000’inin üzerinde kitabı bizzat okumuş, sabahlara kadar okuyan, düşünen, notlar alan bir bilgedir. Kitap okumaya olan tutkusu ve okuma yöntemleri bana her daim ilham olmuştur.

Benim Atatürk’üm insani korkulardan nasibini herkes kadar almış, ama herkesin aksine korkuyu yönetip motivasyona şekillendirip ideallerine giden yolda basamak yapabilmiş, bu anlamda tüm felsefelerde tarif edilen o Kemal’e erebilmiş figürdür. Bana cesaretin korkusuzluktan değil, korkuyu yönetebilmekten geldiğini her daim yanımda olmadan bile aşılayabilmiştir.

Ben 10 Kasım’larda kalbimde bir hüzün ve karanlık hissetmiyorum… Çünkü onu sürekli andıkça kalbimdeki karanlığa bıraktığı o güçlü kıvılcımı daha da belirgin hissediyor, şevkle doluyorum. Her düşündüğümde, her sorguladığımda her yeni bir şey ürettiğimde o kıvılcımın içimde capcanlı yaşıyor olduğunu hissediyorum.

Benim Atatürk’üm kalbimdeki özgürlük ve sorgulayan merak dürtüsünün adı, kalemimdeki aydınlık kelimelerin sebebidir.

Şunu çok iyi biliyorum ki onun ve kıvılcım olarak gönderip alevler olarak geri dönenlerin getirdiği o aydınlık ışık ne bu toplumun, ne de kişisel olarak benim ruhumun içinde hiç sönmeyecek

“BENİM ATATÜRK’ÜM” için 2 cevap

  1. Benim Atatürk’üm kalbimdeki özgürlük ve sorgulayan merak dürtüsünün adı, kalemimdeki aydınlık kelimelerin sebebidir. Aynı kalbi duygular içindeyim. Yüreğinize sağlık kaleminize sağlık

    Liked by 1 kişi

    1. Kavramlar, fikirler ve idealler üzerinden duygudaşlık, ifade edilen fikirlerin başka kalplerde yansımasını görmek benim için çok mutluluk verici… Çok teşekkür ederim.

      Beğen

Yorum bırakın