HANS ZIMMER MÜZİĞİYLE EVRENDE BOYUTLAR ARASI YOLCULUK

Kendimi bildim bileli müzikle aram hep iyi olmuştur. Annem müzik öğretmeni olduğu için, müzik dinlemek benim büyüdüğüm evde sadece eğlenmek ya da bir duygu hissetmek amacıyla yapılan bir etkinlik değil, aynı zamanda aile bireylerinden biri için profesyonel bir uğraştı. Bu nedenle, çok küçük yaşlardan itibaren annemin de katkısıyla seçici bir kulağa ve oldukça sofistike bir müzik zevkine sahip olduğumu düşünüyorum. Kısa ve sınırlı bir dönem boyunca icracı olabildim, ancak hayatımın büyük bölümünde iyi bir dinleyici oldum.

Bir dinleyici olarak kendi tarzımı bulana kadar her türden ve kökenden müziği deneyimledim. Yıllar geçtikçe müzik zevkim ve algım da benimle birlikte olgunlaştı, derinleşti ve daha bilinçli bir düzleme oturdu. Artık müzikleri sadece dinlemiyor, aynı zamanda müziğin ne olduğunu, nasıl bir anlam taşıdığını ve insana neden bu kadar derin dokunduğunu daha iyi anlayabiliyorum.

Annem “müzik eşittir matematik” derdi hep öğrencilerine… Eğer müziği icra edecek şekilde öğreniyorsanız bu çok doğru bir bakış açısı. Peki müzik sadece eşittir matematik mi?

Bana göre müzik insanın geliştirdiği en eski ve en evrensel dildir. Notalar çoğu zaman sözcüklerin anlatamadığını sezgisel bir düzlemde duygularla anlatır. Bir melodi duyduğumuzda melodiye değil onun bize hissettirdiği duyguya odaklanırız. Bu anlamda bir melodinin anımsattığı şey aslında kendimizdir. Geçmişte kalan bir anı, bir duygu, bir özlem… Kısaca müzik kalbin hatırlama biçimidir. Müzik insanın iç dünyası ile evrenin titreşimi arasında kurduğu görünmez bir köprüdür. O köprüyü geçtiğinizde kelimelerin bittiği yerde evrensel olan hakikate yaklaşırız.

Konuyu bu şekilde ele aldığınızda görürsünüz ki bazı müzikler yalnızca kulağa veya anlık duygulara değil, ruha, bilince de dokunur.

İşte Hans Zimmer’in müziği benim için tam olarak böyle bir şeydir. Onun notaları bir filmi anlatmaz; bir fikri, bir duyguyu, hatta varoluşun kendisini anlatır. Her dinleyişimde içimde bir kapı açılır… Geçmişe, geleceğe ve en çok da “şimdi”ye… Her zamana ve zamanın mekanın olmadığı başka boyutlara…

Notaların Ötesinde Bir Anlatı

Zimmer’in müziğini benim için benzersiz kılan, beni büyüleyen şey, notaların arkasındaki sessizliktir. Kendisi bir röportajında “Ben notaları değil, sessizliği besteliyorum.” demişti. Bu cümle beni yıllardır düşündürür. Çünkü aslında her şeyin özü sessizliktir — müzik, o sessizlik içinde yankılanan insan nefesidir. Zimmer’in müziğini dinlerken, sanki evrenin kalp atışını duyuyorum: bir ritim, bir düzen, bir karmaşa… Ve tüm bunların ortasında insanın küçüklüğü ve büyüklüğü bir arada.

Interstellar: Zamanın, Aşkın ve Sonsuzluğun Müziği

Her ne kadar Hans Zimmer’in imza attığı tüm film müziklerini çok sevsem de “Interstellar” filmi ve müziği benim için ayrı bir yerde durur. Çünkü orada Zimmer yalnızca bir film sahnesini değil, insanlığın en kadim sorularını bestelemiştir:

Zaman nedir? Sevgi nedir? Varoluşun anlamı nerede saklıdır?

Filmin müzikleri arasında özellikle üç parça beni derinden sarsar:

            •          “Stay”: Baba ile kız arasındaki o kırılgan bağ, bir “dön” kelimesinin yankısında bile kalp atışına dönüşür.

            •          “Mountains”: Kara deliğin çevresinde bir dakika geçerken Dünya’da yıllar akıp gider. Bu parçada kullanılan saat tıklamaları, müziği fizik yasalarının bir parçası hâline getirir.

            •          “No Time for Caution”: Cooper’ın cesaret anında çalan bu parça, insanın kaderine meydan okuma anıdır. Adeta Tanrı’ya bir dua, sonsuzluğa bir haykırıştır.

Zimmer burada müzikle zamanı eğip büker, duyguyu bir boyut hâline getirir. Onun müziğini dinlerken yalnızca “duymam”, aynı zamanda “hissetmekten fazlasını” yaşarım: bir tür içsel genişleme, bilincin sınırlarını aşma hâli deneyimlerim…

Zamanın Sesle Kırılması

“Interstellar”ı yazarken Zimmer’in yalnızca birkaç satırlık bir metinden yola çıktığını ilk öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Yönetmen Christopher Nolan ona film hakkında hiçbir detay vermemiş, filmin konusu hakkında sadece “Bir babanın çocuğundan ayrılmak zorunda kalışı” demiş. Zimmer, tüm müzikleri bu cümlenin duygusuyla bestelemiş. Belki de bu yüzden müzikler, evrensel bir duyguyu, ayrılığın ve umudun zamansızlığını bu kadar saf ve dokunaklı biçimde anlatabiliyor.

Müziğin Felsefesi: Duygunun Fiziği

Zimmer’in yaptığı şey, sadece armoni kurmak değil — duygunun fiziğini keşfetmek.

            •          Inception’da müzik, rüya katmanlarının bir göstergesidir. “Time” adlı parça, tıpkı rüya gibi kendi içinde kıvrılıp duran bir döngüdür.

            •          Gladiator’da “Now We Are Free”, ölümün ötesine geçen bir özgürlük hissini taşır.

            •          The Thin Red Line’da savaşın ortasında insan ruhunun kırılganlığı işlenir. “Kahramanlık” değil, “varoluşun bedeli” anlatılır.

Tüm bu filmlerde Zimmer, insanın anlam arayışını sesle ifade eder.

Belki de bu yüzden onun müziği zamansızdır. Çünkü onun notaları insanın iç sesinin uzay boşluğunda yankılanmasıdır.

Müzikle Yazmak: Bir İçsel Ritüel

Oturup uzun uzadıya Hans Zimmer’i ve müziğini analiz edip yazmamın nedeni ise onun dehasından sadece sadık bir dinleyici olarak faydalanıyor oluşumdan öte onun müziğinin benim için çok özel anların ilham kaynağı ve eşlikçisi olmasıdır. Ben yazılarımı yazarken genellikle Hans Zimmer, bilhassa da Interstellar Film müzikleri dinleyerek yazıyorum. Onun müziği bana duygularımı dinlemem, anlam üzerine düşünmem için ilham kaynağı oluyor. Hans Zimmer’i dinlerken yalnızca dinlemekle kalmayıp onun müziğiyle düşünür, kalbimdekileri şekillendiririm. Bunu yaparken yazdığım kelimeler sanki benden değilmiş, evrenden gelen mesajlarmış gibi akar gider. O anda notalar duygularıma, düşüncelerime bir rehber, bir pusula olur. Örneğin karmaşık duygularımla ilgili bir yazı yazıyorsam, ruhumda bir sıkışıklık hissediyorsam “Cornfield Chase” i tekrara alıp yazıma başladığımdan son noktayı koyduğum ana kadar aynı parçayı dinlerim. Çoğu kez “Stay” i dinlerken hem göz yaşlarımın süzüldüğünü, hem de yazmaya devam ettiğimi bilirim.

Bazen bir yazımda duygusal bir bölümde “Time” çalar, bazen içsel bir sorguda “Day One” arka planda yankılanır. O anlarda fark ederim ki yazmak da tıpkı müzik gibi bir yolculuktur… Kendine, öze, bilinmeyene doğru.

“Zamanın kendisi bir yanılsamadır.” İşte Interstellar filminin ve film müziklerinin bende sıklıkla yarattığı farkındalık budur; her şey gelip geçicidir ama o anda varsan, sonsuzluğu yakalarsın.

Zimmer’in müziği bana Lao Tzu’nun şu sözünü anımsatır:

“Sessizlik büyük bir güç kaynağıdır.”

Ve evet, Zimmer’in müziği aslında sessizliğin yankısıdır.

Yazmak benim için kelimelerle düşünmek değil, kelimelerle hissetmektir. Hans Zimmer dinlerken yazdığımda, metinlerim bir ritme kavuşur. Her paragrafın bir temposu, her cümlenin bir soluğu olur.

Sonsöz: Müziğin Evrensel Duası

Hans Zimmer’in müziği bana her zaman şunu hatırlatır:

Evrenin sessizliğinde bile bir melodi vardır. İnsan sadece kulakla değil, kalple dinlemeyi öğrendiğinde o melodiyi duyar.

Belki de bu yüzden onun müziğiyle yazarken zaman durur, kelimeler akar ve ben hep aynı duyguyu hissederim:

“Ben evrenden olma, evrenden doğma, o evrenin hem kendisi, hem de bir zerresiyim”

Yorum bırakın