Bugün 5 Kasım… Bu tarih bana, izlediğim günden beri vermeye çalıştığı mesajdan çok etkilendiğim ‘V for Vendetta’ filmini ve bu karaktere ilham veren, 1605’de İngiltere’de gerçekleştirdiği barut komplosu ile kimilerine göre utançla ve hıyanetle, kimilerine göre ise başkaldırının en güçlü meşalesini yakmak için kendini feda etmesiyle anılan Guy Fawkes’ı ve şu dizeleri hatırlatır;
Remember, remember the 5th of November,
Gunpowder, treason and plot
I see no reason
Why gunpowder treason
Should ever be forgot
Tarihsel Gerçek
1605 yılında Londra sokaklarında tertip ettiği başarısız bir komplodan sonra karanlığa karışmaya hazırlanan bir adam birlikte yol almaya çalıştığı arkadaşlarının da ihanetiyle kıskıvrak yakalandı; Guy Fawkes… O zamanın tek ve en büyük otoritesi olan İngiliz Monarşisine karşı düşüncelerini barut ile duyurmaya çalışan bu adam sadece başarısız bir komplonun değil, farklı kültürlerde, farklı topraklarda bile yüzyıllardır yankılanacak olan bir başkaldırının ilk tohumlarını attı. O günden beri yakılan her kukla, bastırılmaya çalışılan her isyan, insanoğlunun içindeki aynı ateşi besledi;
Korkunun hükmettiği yerde özgürlük susar…
Konunun Günümüzde Popüler Kültüre Dahil Oluşu
Tarihteki bu olayın üzerinden yüzyıllar geçtikten sonra Guy Fawkes’ın tartışmalı hikayesinden ilhamla 1980’lerde İngiltere’ de David Lloyd’un çizgilerinden doğan bir çizgi kahraman ve onun maskesiyle, en nihayetinde de 2005 yılında bu çizgi romandan uyarlanan James McTeigue’ nin yönetmenliğini yaptığı ‘V For Vendetta’ filmiyle popüler kültürde yer edinerek bambaşka bir ideolojik düzleme taşındı;
“Bu maskenin ardında etten fazlası var; bu maskenin ardında bir fikir var. Ve fikirler kurşun geçirmezdir.”
İşte o fikir modern insanın iç dünyasına binyıllardan beri adeta genetik bir kod gibi kazınmış olan şu meşhur sorgulamayı akla getirdi; “Ben kime itaat ediyorum?”
Otorite Kavramının İnsan Psikolojisindeki İzdüşümü
Standart bir ailede büyüyen bir çocuk için otorite kavramının şekillendiği ilk sembol baba figürüdür. Bebeklik ve ergenlik öncesi çocuklukta baba figürü ve temsil ettiği kavram, o yaş grubunun en temel, en primitif ihtiyaçlarına cevap verir; Düzen kurar, korur, sınırları belirler.
Ancak ergenlik, gençlik ve nihayet yetişkinlikte kişinin ihtiyaçları evrildikçe ve korunma duygusunun zaten kendi başına yapılabilir hale gelmesiyle baba figürünün belirlediği o sınırlar bir güvenlik çitinden çıkarak içerisine insanın hapsedildiği bir duvara dönüşür.
Günümüzde artık otorite kavramı sadece babanın veya devletin temsil ettiği bir kavram değil. Otorite figürü bugünün dünyasında bazen bir patron, bazen bir inanç, bazen de çok korktuğumuz toplum yargısı… Ve en acısı da bazen de “iç sesimiz”… Hani şu bizi ‘uyumlu’ olmaya zorlayan o korkak yankı…
Oysa insanın ruhunun en belirgin özelliği sınır tanımıyor oluşudur… Davranışlarımız, sözlerimiz kısıtlansa bile duygularımız, düşüncelerimiz, kısacası ruhumuz sınır tanımıyor. Ruh ise o korku zinciriyle sarmalandığı anda içeriden çatlamaya başlıyor. Sonunda içimizdeki o sessiz isyan bir yerde, bir zaman, bir şekilde ama mutlaka yüzeye çıkıyor. Kimi zaman dış baskılarla aslında kalbimizde, ruhumuzda istemediğimiz kararlar alırken, kimi zaman bir depresyon döneminde, kimi zaman ise bir maskenin ardında…
Çünkü otoriteye karşı çıkmayı başarmanın yolu bazen isyan etmek, kavga etmek, bağırıp çağırmak değil, kendin olmaya, kendi kararlarını kimsenin yargısından korkmadan kendi başına almaya cesaret gösterebilmekten geçiyor.
Maskenin Ardında Yatan Psikoloji
Filmde kahramanın otoriteye karşı olan direnişini bir maskenin ardında gerçekleştirdiği ve zamanla bu direnişe katılan herkesin aynı maskeyi taktığını görüyoruz.
Maskeyi takan kişi artık bir birey değildir. Maskenin altında artık bir ‘ben’ değil aynı sorunla yüzleşen kitleler, yani bir ‘biz’ vardır. Bu noktada anonim olmak, bir korkunun değil özgürlüğün aracı haline gelmektedir. İsimsiz olmak, toplum tarafından biçilen rollerden sıyrılarak özgür olmaktır. Guy Fawkes maskesi popüler kültürde tam da bu nedenle bu kadar güçlü bir sembol olagelmiştir; Yüzünü gizleyerek insanı görünür kılar. Kimliğini yok ederek dünyanın ona kaybettirdiği kimliğini geri verir. Ama benim gözümde bu edinimlerin en önemlisi de şudur; Korkuyu yakar!
Korkudan Cesarete
V for Vendetta filmi uzun zamandan beri korkularla yönetilen insanların dünyasında başlar. Bu dünya bugün tıpkı bizim de başka biçimdeki korkularla yönetildiğimiz günümüz dünyasına çok benzer; Kaybetme korkusu, kınanma korkusu, dışlanma korkusu, hata yapma korkusu, terk edilme korkusu, kabul görmeme korkusu….
Ama kendi hayatımızla paralellik kurabileceğimiz bu filmde kahramanımız V’nin insanlığa öğretmeye çalıştığı şey çok basitti; Korkunun hükmü, sadece ona inandığın sürece devam eder…Korku bir illüzyondur ve bu illüzyon belirdiğinde, onun ruhunuza hakim olmasına izin verdiğiniz andan itibaren esaret altında yaşamaya başlarsınız. Önce korkularınızın esiri olursunuz, daha sonra da dönüştüğünüz insan korkularınızın bir eseri olur.
Korkuyu kimi zaman içimizdeki kaygı ve düşüncelerle, kimi zaman toplum yargılarından edinimlerimizde biz kendimiz doğururuz. Bu anlamda korku bazen dış, bazen iç tesirlerle bireysel olarak içimizde filizlenir.
Ancak cesaret hem bireysel, hem kolektiftir ve cesaret bulaşıcıdır. Kimi zaman sizin gibi esaret altında yaşamaktan bıkıp ayağa kalkan birini görünce kendi zincirlerinizin sesini duyarsınız, kimi zaman bu cesareti, aksiyonu görmeden sizin içinize işleyen bir motivasyon konuşmasında bulursunuz. Kimi zaman yaşadığınız travmatik bir olay ya da süreç size artık yeter dedirtir. Ve işte o gün cesaret size bulaşarak her zerrenize yayılır. Sonunda da cesaretin sesi, sizi esir eden korkunun sesinden daha yüksek çıkmaya başlar, böylelikle özgürleşirsiniz.
21. Yüzyılın Yeni Maskeleri
Bugünün otoriteleri eskiden olduğu gibi yalnızca devlet binalarında ikamet etmiyor. Algoritmaların, reklamların, şirketlerin, topluma dayatılan ahlaki ve sosyal normların arasında yaşıyor. Bize ne yapmamız, neyi düşünmemiz, neyi paylaşmamız, neyi sevmemiz, neyden kaçınmamız ve nasıl yaşamamız gerektiğini fısıldıyor ve biz daha farketmeden bizi “itaatkar bireyler” e dönüştürmüş oluyor. Ama bu dayatmalara isyan ederek en azından kendi ruhunda o maskeyi takan insan, kendi içerisinde küçük bir devrim yapar. Çünkü maskeyi takmak “artık görünür değilim” demek değildir. Tam aksine “artık ben kendimi kendi fikirlerimle, kendi sesimle ifade ediyorum” demektir. Bu insan artık bir yüzü değil, bir fikri taşımaktadır.
İsyan Bir Son Değil Bir Başlangıçtır
V for Vendetta sadece bir film değil; insanın kendi iç otoritesine karşı verdiği sessiz bir savaşın hikâyesidir. Otoriteye başkaldırmak, aslında kendine sadık kalmaktır. Guy Fawkes maskesi, bu sadakatin sembolüdür. Korkunun yerini cesaretin aldığı, itaatin yerini farkındalığın aldığı o ince çizgide adeta bir kutup yıldızı gibi parlar.
Ve belki de her insan, kendi içindeki maskeyi takacağı günü bekliyordur; Kendi varoluşunu, kendi hakikatini savunmak, kendi özgürlüğünü ilan etmek için…
Çünkü bazen devrim, barutla değil; kendin olmaya ve kendi seçimlerini yaşamaya cesaret etmekle başlar.




Yorum bırakın