Bir Kedi ile Yaşamanın Bana Öğrettikleri

Beni tanıyanlar yaklaşık 2 yıldır Mia isminde bir kızım olduğunu biliyorlar; Mia birkaç günlük bir bebekken muhtemelen hayatta kalamayacağı düşünüldüğü için annesi ve kardeşleri tarafından terkedilmiş, bir çöpün yanında aç ve hasta biçimde ağlarken kendisini bulan güzel kalpli bir veterinerin klinikteki özenli bakımı sayesinde hayata tutunmuş, sağlığına kavuşmuş ve sonunda yolu, instagramdaki bir sahiplendirme ilanını görmemle de benimle kesişmişti…

Mia ile ilk günler çok zor geçti. Bir kediye nasıl bakılması ve nelerin yapılması gerektiğini az çok biliyordum ancak Mia nın kısa ama sorunlu sağlık geçmişi nedeniyle beslenme sorunları ve daha birkaç günlükken yaşadığı ve hala üzerinden atamadığı kıtlık psikolojisi, yavru olmasının verdiği merakı ve yaramazlığı, bir çok kez aslında bir kedi ile aynı evi paylaşmanın benim için doğru karar olup olmadığını bana sorgulatmıştı. 

Ama ikimiz de bu adaptasyon sürecini atlatıp birlikte yaşamaya alıştıktan sonra Mia’yı benim evcil hayvan dostumdan ziyade hiç sahip olmadığım kızım olarak görmeye başladım ve bugüne kadar ona hep sanki kendi oğlumla ilgilenirmiş gibi özenle, sevgiyle ve şefkatle yaklaştım. 

Kendimi bildim bileli kalbimde hayvanlara karşı tutku derecesinde sevgi besliyordum ve bu son 2 yıldır kedilerin özelinde yoğunlaşmıştı. Hayatımın son 2 yılında ve özellikle Mia’nın hayatıma girişiyle birlikte kedileri ilk kez bu kadar detaylı gözlemlemeye başlayınca onları anlayabilmenin aslında dünyayla ve insanlarla olan iletişimime, hayatı algılama biçimime ve hayattan, insanlardan beklentilerime, duyguları işleme ve ifade etme biçimime ne kadar olumlu katkıda bulunduğunu hissetmeye başladım.

Bir kedi ile aynı evi paylaşmak insana önce sessizliği ve gürültüyü tanıyarak ayırt etmeyi öğretiyor. Literatürde “cat zoomies” adı verilen o çılgın enerji patlamalarını veya merak güdüsüyle yapılan yaramazlıkları saymazsanız, genel olarak kedilerin sessizliğinden dolayı onların evin içindeki varlığını sessiz bir melodi gibi görebilirsiniz. Normal döngülerinde ne çok gürültü yaparlar, ne de tamamen ortadan kaybolurlar… Duruşlarında harika bir zerafet, sessizliklerinde bir anlam, bakışlarında ise sesletilmemiş kelimeler gizlidir. Ben ise bu sahnelere tanıklık ettikçe kendimi daha net duymaya başladığımı fark ettim.

Bir kediyle yaşamak insana sahip olma duygusu ve egosunu değil eşlik etmenin o eşitlikçi aitliğini hissettiriyor.  Çünkü bir kediye asla sahip olamazsınız. Ondan sizi kabul etmesini bekleyebilirsiniz. Kediler sevilmeyi beklemezler. Yalnızca size güvendiklerinde ve siz onların özgürlüğüne saygı duyduğunuzda size yaklaşırlar. Bu da size sevginin zorlamayla değil, alan tanımakla ilgili olduğunu öğretir. Sabırla, kapının eşiğinde duran bir gölgenin kendi isteğiyle size gelmesini umut edersiniz. Burada önce kendi arzularınızdan fedakarlıkta bulunmayı, sonra da sabırlı olmayı öğrenirsiniz. 

Bir kediyle aynı evi paylaştığınızda, hayatınıza en başta size can sıkıcı gibi gelen bazı ritüeller eklersiniz; Mama kabını ve suyunu takip edip her gün doldurmak, tazelemek… Tuvaletini günlük olarak temizlemek… Uzayan tırnaklarını kesmek… Çok fazla tüy dökmeye başlayınca onu fırçayla taramak… Ancak bunları zorunlu bir görev olarak algılamayıp bu ritüelleri anlayarak uyguladığınızda sürekliliğin iyileştirici gücünü farkediyorsunuz. Çünkü görüyorsunuz ki kedi bugünü yaşar, geçmişe takılı kalmaz, geçmiş hesaplarını gütmez. Gelecek planları yapmaz. Onun için sadece şimdi ve o an vardır. Onunla yaşayarak an’ı algılamanın ve an’ı önemsemenin anlamını kavrarsınız.

Bir kediyle birlikte yaşamak, aynı zamanda sınır bilincini edinmenizi sağlar. Her dokunuşun, her seslenişin onda yarattığı bir karşılık vardır. Fazlası rahatsız eder, eksiği uzaklaştırır. Bu denge, insana ilişkilerdeki en saf denklemi öğretir: sevgi, mesafeyi doğru ayarlayabildiğinde nefes alır.

Oyun anlarında, kediyle birlikte yeniden çocuk olursunuz. Birlikte oyun oynadığınız bir kedi, size ciddiyeti unutturur; yaşamın aslında bir oyun alanı olduğunu, ciddiyetin bazen sadece bir savunma mekanizması olduğunu hatırlatır.

Ama öğrendiğiniz en derin mesaj, fanilikle gelen şükretme duygusudur… Kediler, insanın ömrüne göre kısa yaşarlar. O kısalığın bilinci, birlikte geçen her anınızı daha değerli kılar. Onunla geçirdiğiniz her günü, bir vedanın hazırlığı gibi ama aynı zamanda bir teşekkür gibi yaşamayı öğrenirsiniz. Sevmenin bir tür “şimdiye adanmak” olduğunu kavrarsınız.

Bir kediyle yaşamak, insanı sadeleşmeye iter. Duyguların gürültüsünü azaltır, içsel dikkatinizi artırır. Gözlemleriniz, empatiye, empati ise bilgeliğe dönüşür… Ve fark edersiniz:

Belki de sizi dönüştüren şey, onun sessizliği değil; sizin artık o sessizliği duyabilecek hâle gelmenizdir.

“Bir Kedi ile Yaşamanın Bana Öğrettikleri” için 4 cevap

  1. Sevilay Büyükçakıroğlu Avatar
    Sevilay Büyükçakıroğlu

    6 yıl boyunca pofuduk bir zarafete uyumlanmış biri olarak, sevmenin ve sevilmenin en saf hallerinden birini, lütuf minvalinde deneyimlemiş olmak şu an yazarken de artık benimle bu dünyada olmasa bile içimi sıcacık yapan hissini tekrar hatırlamış oldum bu yazınızla. Bir kediyle yaşamak, insanın kendi derinliğini keşfedip dış dünyayla sentezlemesi ve sağlıklı sınırlarını oluşturabilmesi için sessiz bir bilgeden bakışarak öğrenmek gibi… saf sevgiyle kurulan bu bağın artık aynı düzlemde yaşamasanızda hala hissedebilen bir duygu olduğunu, bu duygunun size sinmesinden mütevellit ilişkilerinize sirayet etmesine tanıklık ederken etkileşimin sözsüz derinliğini herkesin
    yaşayabilmesini diliyorum.

    Liked by 1 kişi

    1. Gerçekten dünya üzerindeki güzel duyguların içinde en öğretici olanlarından bir tanesi…Ben sadece kendi gözlemleyebildiklerimi yazdım… Şüphesiz ki kedilerden öğrenecek daha çok şeyimiz var.

      Beğen

  2. Sevgi ve kedi…🫠hoş yazı.

    Liked by 1 kişi

    1. Çok teşekkür ederim 🙂

      Beğen

Yorum bırakın